top of page

Bilişsel Etoloji ve Hayvan Foto Muhabirliği Bağlamında Hayvanlara Yeniden Bakmak

  • Yazarın fotoğrafı: Tahsin Aladağ
    Tahsin Aladağ
  • 4 gün önce
  • 4 dakikada okunur
Hayvanât Konuşmaları’nın bahar dönemi ilk etkinliğinde etolog ve fotoğrafçı Deniz Tapkan Cengiz’i ağırladık.

Tapkan konuşmasına hayvan foto muhabirliği, bilişsel etoloji ve politik aktivizm alanındaki farklı yetkinliklerini hayvanlara yeniden bakmak, onlarla olan ilişkisini yeni anlamlarla düşünmek için kullandığından söz ederek başladı. Bu bakış açılarının çalışmalarında hayvanları birer tüketim nesnesi olarak sunmak yerine onları özne konumuna yükseltmesine olanak sağladığını ifade etti.

Konuşmasına uluslararası hayvan foto muhabirliği ajansı We Animals’ı anlatarak devam eden Tapkan, bu kapsamda yapılan çalışmaların farklı bağlam, mekân ve sektörlerde hayvan sömürüsünü ve tahakkümünü nasıl belgelediğinden söz etti. Kendisinin de beş yıl önce dahil olduğu We Animals ekibinin, dünyanın farklı coğrafyalarında ve çeşitli alanlarda hayvanların deneyimlerini, failliğini ve özneliğini ön plana çıkaran bir perspektiften kayıt altına aldığını belirtti. Hayvan foto muhabirliği deneyiminin insanı hayvanların acısına doğrudan yakınlaştırması nedeniyle kişisel olarak dönüştürücü bir yönü olduğunu ifade eden konuşmacı, aynı zamanda bu sürecin kişiyi hayvanların maruz kaldığı şiddete tanık kılması bakımından “post-travmatik” bir etki de yarattığını belirtti.


Konuşmasına bilişsel etoloji alanında yapılan çalışmalardan söz ederek devam eden Deniz Tapkan Cengiz, bilişsel etolojinin bir disiplin olarak tarihi boyunca hayvanlarla ve hayvanların bilişsel deneyimiyle kurduğu ilişkinin çok yönlü doğasına dikkat çekti. Konuşmacı, bu çalışmaların tarihine kısaca değinerek etoloji disiplininin hayvanları göz ardı eden bir perspektiften, zamanla onların bilişsel deneyimlerini merkeze alan bir disiplin olma yönünde nasıl evrildiğini açıkladı.


Etolojinin tarihini Darwin’le başlatan Tapkan, Darwin’in evrim üzerine çalışmalarının esasında hayvanların öznelliğine ve tarihsel failliğine bir kapı araladığını ifade etti. Etolojinin tarihinde sonraki aşamayı Lloyd Morgan’ın “Morgan’s Canon” ilkesinin ise hayvanların psikolojik süreçlerinin yorumlanması konusunda getirdiği kurallar olarak betimledi. Skinner ve davranışçıların hayvanlara yönelik incelemelerinin ise hayvanların bilişini ve psikolojik süreçlerini göz ardı ettiğini ve bilinmezliğe mahkûm ettiğini ifade eden Tapkan, dördüncü aşamada bilişsel etolojinin kurumsallaştığı dönemi ve hayvanlara yönelik çalışmaların örüntülerin incelenmesine yöneldiğini anlattı.


Etolojinin gelişimde önemli bir kırılma noktası ve paha biçilemez bir gelişme olarak da Jane Goodall’ın çalışmalarından bahseden Deniz Tapkan Cengiz, Goodall’ın saha araştırmalarının etoloji biliminde hayvanların salt birer deney konusu sayılmasının ötesinde ilk kez isimleri ve kişilikleri olan birer özne olarak algılandığını ve Goodall’ın deneyiminin disiplinin saha çalışmalarına dönmesindeki önemini vurguladı. Konuşmasına bilişsel etolojinin kuruluşunu ve tekrar hayvan zihninin akademik bir çalışma alanı olarak belirlenmesini anlatarak devam eden konuşmacı; Frans De Waal, Marc Bekoff gibi isimlerin çalışmalarının önemi üzerinde durdu. Özellikle antropomorfizm tartışmalarına dikkat çekerek hayvanlarla insanların bilişsel özellikleri arasındaki mesafenin yakınlığı ve benzerliği gölgelememesi gerektiğini vurgulayarak, antropomorfizm kaygısının hayvan ve insan deneyimlerinin ortak duygularının ve bilişsel benzerliğinin anlaşılmasının önüne geçmemesi gerektiğini ifade etti.


Konuşmasının ilerleyen bölümlerinde etolog Deniz Tapkan Cengiz katılımcılarla hayvan bilişselliğine dair son dönemde elde edilen yeni bilimsel bulguları paylaştı. Bal arılarının Monet ve Picasso tabloları arasındaki farkı ayırt edebildiğini gösteren bir çalışmayla başlayan Tapkan, mürekkep balıklarının oto-kontrol becerilerinden ahtapotların alet kullanımına, tavuklarda öz farkındalık belirtilerinden şempanzelerin hafızalarına kadar birçok farklı türün çeşitli bilişsel becerilerini gösteren akademik çalışmalara dikkat çekti. Konuşmasının bu bölümünü hayvanların insanlarda bulunmayan bilişsel becerilerini — ekolokasyon, manyetizma veya kokuyla göç yollarını bulma — örnek göstererek sürdüren Tapkan, hayvanların bilişsel becerileri üzerinden hayvan zekasının tekrar düşünülmesi ve anlamlandırılması yönündeki tartışmalara işaret etti.

 

Konuşmasında kendi çalışmalarına da değinen Tapkan, koyunlardaki korku duygusunu incelediği araştırmasını anlatmadan önce, bu konuyu seçmesinin nedeninin uzun süredir içinde bulunduğu vegan kültür ile akademide hayvanların duyguları ve kişiliklerine dair bir diyalog başlatma isteği olduğunu belirtti. Koyunların belirli durumlarda tanıdıkları koyunları mı yoksa tanımadıkları koyunları mı tercih ettiğini ya da sürüye dönmekle tanıdıkları koyunun yanına gitmek arasında kaldıklarında hangi seçimi yaptıklarını test eden Tapkan’ın çalışması canlı karşılaşmalar üzerinden koyunların birbirlerini tanımalarına dair bilişsel süreçleri inceliyor. Tanıdıklık bilgisinin hayvanların davranışlarını nasıl belirlediğini gözlemleyen Tapkan, koyunlarda bu bilginin ciddi boyutta belirleyici olmasını koyunların bilişsel yetilerinin gelişmişliğinin işareti olarak açıklıyor. Yine içinde bulunduğu vegan kültüre atıfta bulunan Tapkan, bu deneyleri yürütürken koyunların en az stres altında bulunacağı ortamları tasarlamak için gösterdikleri çabayı özellikle vurguladı.

 

Deniz Tapkan Cengiz, konuşmasının son bölümünü Animal Politics adını verdiği ve farklı alanlardaki çalışmalarının politik aktivizm alanında nasıl tezahür ettiğini ele aldığı kısma ayırdı. Bu bölümde, We Animals iş birliğiyle belgelediği hayvan dövüşlerinden söz etti. İlk aşamada Çanakkale’de gerçekleşen deve güreşlerinde hayvanların maruz bırakıldığı kötü muameleyi, sömürüyü ve şiddeti belgelediği fotoğraflar üzerinden yasal ve kültürel gerekçelerle “meşrulaştırılan” bu şiddet türünün hayvanlar üzerindeki etkisini çarpıcı bir görsellikle dinleyicilerle paylaştı. Develerin bilişsel özellikleri üzerinden bu eziyetin hayvanların gözünden nasıl anlaşabileceğine dikkat çeken Tapkan, hayvanların özneliğinin göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekerken bir yandan da kendisinin sahadaki deneyimleri vasıtasıyla bu “gösterinin” kültürel olarak meşrulaştırılmasındaki sorunlara işaret etti. Deve güreşlerinin kültürel yapısının esasında bu pratiğin “ataerkil/gelenekçi türcü şiddetin sistematikleştirilmiş ve meşrulaşmış formu” olduğunu vurguladı. Devamında ise benzer pratiklerin ve dinamiklerin mevcut olduğu Bali’deki horoz dövüşlerinde çektiği çarpıcı fotoğrafları izleyicilerle paylaşan konuşmacı, hayvanların “kültürel” eğlence pratikleri için gördüğü kötü muamele ve işkencenin dünyanın bütün coğrafyalarında görüldüğünü ve uluslararası niteliğini ifade etti. Animal Politics bölümünün ikinci kısmında ise hayvanat bahçelerinde zoolog olarak çalıştığı dönemden edindiği deneyimin ışığında hayvanat bahçelerinde hâlâ mevcut olan şiddet ilişkilerini hem görsel hem sözel olarak belgelediğini ifade etti. Yetersiz tesislere sahip hayvanat bahçelerinde tutulan hayvanların yaşama koşullarını kendi çektiği fotoğraflardan örneklerle dinleyicilerle paylaştı. Günümüzde hâlâ faaliyetlerine devam eden Gaziantep Hayvanat Bahçesi gibi örneklerle durumun aciliyetini gözler önüne sererken, bu alanda yürüttüğü muhabirlik ve aktivizm çalışmalarına da değindi.


Konuşmasının kapanışını, her türün ve bireyin dünyayı kendine özgü algılama biçimini ifade eden “Umwelt” kavramının çalışmalarındaki merkezi yerine atıfta bulunarak yapan Tapkan, veganlığın, hayvan foto muhabirliğinin ve etolojinin kesişiminde yürüttüğü çalışmalarını; hayvanların sürekli esaret altında tutulduğu ve “bir yerlere kapatıldığı” toplumsal dinamiklere karşı, insan merkezcilikten uzaklaşarak hayvan özgürleşmesini mümkün kılma ekseninde tanımladı.


 

bottom of page