top of page

Adı Olan ve Olmayan Hayvanlar: Dil, İsimlendirme ve İnsan-Hayvan İlişkiler

  • Yazarın fotoğrafı: Tahsin Aladağ
    Tahsin Aladağ
  • 21 May
  • 3 dakikada okunur
Bahar döneminin ikinci Hayvanât Konuşması 21 Nisan Salı günü İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüste gerçekleşti.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde dilbilim üzerine çalışan Fatma Nihan Ketrez, çocuklarda dil edinimi başta olmak üzere ruhdilbilimi alanında araştırmalar yürütüyor. Profesör Nihan Ketrez’in “Adı Olan ve Olmayan Hayvanlar” adlı konuşması hayvanların isimleri üzerinden insan-hayvan ilişkilerini dilbilim perspektifinden ele aldı. Ketrez’in çalışmaları hem evcil hem de evcil olmayan hayvanlara odaklanıyor ve birer toplumsal indeks işlevi gören hayvan isimlerini dilbilimsel, sosyolojik ve tarihsel anlamlarını ön plana çıkararak değerlendiriyor.


Ketrez’in sunumunda söz ettiği ilk hayvanlardan biri ünlü maymun Miss Baker. Uzaydan güvenli bir şekilde dönen ilk hayvan olma onurunu taşıyan Miss Baker’ın şöhret dolu hikâyesini anlatan Ketrez, bu anekdot üzerinden hayvanlara isim verme pratiğinin hayvanlara dair toplumsal algılar üzerinde nasıl belirleyici olabildiğini belirtti. Hayvan isimlerine dair bir sonraki önemli örnek ise etoloji alanında çığır açan bir isim olan Jane Goodall’ın çalışmasından geliyor: Goodall’ın beraber çalıştığı ünlü G ailesinin hayvan üyelerinin isimler taşımasının sahada hayvanlarla çalışan bilim insanlarının deneyimini nasıl şekillendirdiğine değinen Ketrez, Goodall’ın meşhur çalışmasındaki hayvanların isimlerinin onları birer deney nesnesi olmaktan kurtaran ve onlara kişilik atayan işlevlerinden söz etti.


 

Ketrez konuşmasını dilbilim alanında önemli etkileri olmuş Gua, Kanzi ve Nimp Chimsky örnekleri ile sürdürdü. Donald adlı bir insan çocuğunun yanında büyütülmüş ve dil öğrenme becerileri test edilmiş Gua’dan ünlü dilbilimci Noam Chomsky’nin teorilerini çürütmek amacıyla dil öğrenim deneyinin bir parçası haline getirilen (ve adı da bunu alaya alan) Nimp Chimsky’e kadar dilbilim alanında hayvanların dil edinim süreçlerini ve kapasitelerini incelemekte rol oynamış birçok hayvanın isimleri sunumda yer aldı.


Sunumun ilerleyen bölümünde Ketrez adı olan ve olmayan hayvanların bir spektrum olduğundan söz etti.  Vahşi hayvanlar bu spektrumun bir ucunda, evcil hayvanlar ise diğer ucunda yer alırken; isim sahibi olma bakımından bu iki uç arasında, daha muğlak konumlarda varolan hayvanlar da bulunduğunu ifade etti. Spektrumun bu belirsiz bölümlerinde yer alan hayvanlara örnek olarak laboratuvar hayvanlarına değinen Nihan Ketrez, hayvanlarla çalışan bilim insanlarının beraber çalıştıkları canlılara karşı farklı tutumlarını isim verme pratiklerine değindi. İsimlendirmenin nadiren gerçekleşmesinin hayvanların ontolojik statülerini imlediğini aktaran konuşmacı, isimlendirme pratiklerinin nadir görülmesine dair bulguları dinleyicilerle paylaştı. Bilim insanlarının büyük çoğunluğunun beraber çalıştığı hayvanlara birer özne değil, birer veri seti olarak yaklaştığını, hatta çoğu zaman hayvanları birer bütün olarak değil, yalnızca bilimsel incelemeyi ilgilendiren parçalardan ibaret olarak gördüklerini aktaran bu çalışmalar, isimlendirme pratiğinin ilişki kurmayı sağlamlaştıran doğasını açığa çıkarıyor.


Hayvanlara insan adları verilmesinin yaygınlaşmasının (özellikle Batı’da) tarihini İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) sonrası dönemle ilişkilendiren Ketrez, Tom ve Jerry gibi popüler kültür nesnelerinin hayvan adları tarihindeki ilgi çekici konumlarına değindikten sonra konuşmasına kendi çalışmasıyla devam etti. Ketrez’in çalışması Türkiye’de evcil hayvanlara konulan isimleri dilbilimsel yönden analiz ediyor ve kedi ile köpek türleri arasındaki isim dağılımlarını insan/insan dışı ve yabancı/yerli olma eksenlerinde inceliyor. Kedilere yerli isim verme pratiğinin daha yaygın olmasına karşın köpeklerin daha çok yabancı kökenli isimlerle anıldığını ortaya koyan istatistikleri dinleyicilerle paylaştıktan sonra Ketrez türler arası farklı isimlendirme pratiklerinin ne ölçüde farklı toplumsal eğilimleri yansıttığına dair yorumlarda bulundu ve soruları cevapladı. Hayvanlara insan isimleri konulmasının tarihine değinen Ketrez, bu pratiğin geleneksel olarak (özellikle köpekler söz konusu olduğunda) toplumsal olarak hoş karşılanmadığına ve belirli toplumlarda genellikle başka bir toplumsal grubu veya sevilmeyen bir kişiyi aşağılamak amacıyla kullanıldığına dikkat çekti. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise bu toplumsal algının değiştiğinden söz eden Ketrez yine de Türkiye’de bu eğilim hâlâ belirli bir seviyede gücünü koruduğunu ve – özellikle köpekler konusunda – insan ismi verme pratiğinin genellikle yabancı kökenli insan isimlerine yöneldiğini belirtti.


Sunumun kapanış aşamasında dinleyiciler ve Nihan Ketrez kedi ve köpeklerde rastlanan farklı isimlendirme pratiklerinin değişik ve çok yönlü toplumsal, ekonomik ve kültürel nedenleri üzerine soru sorma ve düşünce alışverişinde bulunma fırsatı yakaladılar. Ketrez kendi bilimsel çalışmalarının ilerleyen aşamalarında hayvan isimleriyle ilişkili toplumsal süreçlerin hangi kültürel kodlar ve toplumsal kökenler tarafından şekillendiriliyor olabileceğini ve farklı pratiklerin ekonomik/sosyal dağılımlarını incelemeye yöneleceğinden söz ederek konuşmasını sonlandırdı.

 


bottom of page